Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN
Paz Ağus. 19, 2012 2:17 pm tarafından Admin

» NEDEN ÇOK ÜZGÜNÜM
Perş. Haz. 07, 2012 4:17 pm tarafından Admin

» KATİLLİK NERDE BAŞLAR
Ptsi Haz. 04, 2012 4:24 pm tarafından Admin

» SOR SORUYU
Salı Mayıs 29, 2012 12:20 pm tarafından Admin

» ÜSTÜN DÖKMEN DÖKTÜRDÜ
Çarş. Mayıs 16, 2012 11:50 am tarafından Admin

» PARA ZAAFI
Ptsi Mayıs 14, 2012 5:50 pm tarafından Admin

» KUL HAKKI
Perş. Mayıs 10, 2012 2:49 pm tarafından Admin

» DECCAL CENNETİNİ İSTEMİYORUM
Cuma Mayıs 04, 2012 2:06 pm tarafından Admin

» OKUMAK ÇÖZMEKTİR
Perş. Mayıs 03, 2012 12:34 pm tarafından Admin

En son konular
» BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN
Paz Ağus. 19, 2012 2:17 pm tarafından Admin

» NEDEN ÇOK ÜZGÜNÜM
Perş. Haz. 07, 2012 4:17 pm tarafından Admin

» KATİLLİK NERDE BAŞLAR
Ptsi Haz. 04, 2012 4:24 pm tarafından Admin

» SOR SORUYU
Salı Mayıs 29, 2012 12:20 pm tarafından Admin

» ÜSTÜN DÖKMEN DÖKTÜRDÜ
Çarş. Mayıs 16, 2012 11:50 am tarafından Admin

» PARA ZAAFI
Ptsi Mayıs 14, 2012 5:50 pm tarafından Admin

» KUL HAKKI
Perş. Mayıs 10, 2012 2:49 pm tarafından Admin

» DECCAL CENNETİNİ İSTEMİYORUM
Cuma Mayıs 04, 2012 2:06 pm tarafından Admin

» OKUMAK ÇÖZMEKTİR
Perş. Mayıs 03, 2012 12:34 pm tarafından Admin

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama

ölümüne aşk-22-23-24

Aşağa gitmek

ölümüne aşk-22-23-24

Mesaj  Nermin KAÇAR Bir C.tesi Ekim 10, 2009 1:45 pm

İfade alımı işi bittikten sonra Ahmet Astsubay, karakol komutanının odasına girdi. Komutanın,

“ Buyurun oturun Ahmet Astsubayım ! “

Demesinden sonra Ahmet Astsubay merakla komutanın gözlerine baktı. Olağan dışı bir durum sezinliyordu hislerinin etkisiyle. Komutanının konuşmaya başlamasını bekledi belli bir süre. En sonunda,

“ Ahmet Astsubayım. Epeydir sizinle beraber huzur içinde çalışıyoruz. Sizin çalışmalarınızdan çok memnunum. Halk ile diyaloglarınız çok güzel. Onlarla iyi ilişkiler içerisindesiniz. Bu da beni daha çok memnun ediyor. Bizim onlarla olan iyi ilişkilerimiz her zaman olumlu olmalıdır. Bu sayede de çoğu meseleyi halledebiliriz. Fakat bu durum bazı çevrelerin işine gelmeyebiliyor. Bir şey sormak istiyorum size. Bugün bana bir telefon geldi. Aslında bunu size söylememem gerekiyor. Fakat sizi çok iyi tanıdığım için söylemekte bir sakınca görmedim. Bakanlıktan yetkili bir zat aradı beni. Sizinle ilgili rahatsızlık duyan insanların varlığından bahsetti. Ben tabii ki haklı olarak sizi savunmaya çalıştım elimden geldiğince. Ama, o kadar keskin konuştu ki. Ben sadece durumu araştıracağımı söyledim. Sizin bana söylemek istediğiniz bir şey var mı ? “

Ahmet Astsubay anlamıştı durumu. Ağanın işi olmalı diye düşündü hemen. Böyle bir karşı atağı bekliyordu. Düğündeki kasıtlı olarak yaptığı harekete çok bozulduğunu anlamıştı. Arkasından da halkın içindeki kavgalar ise tuzu biberi olmuştu. Yanına gitmiş ve oturmuş olsaydı da kendi düşüncelerini öldürmüş olacaktı. O zaman da Ağa kasım kasım kasılacak ve herkesin gözünde değeri artacak, Ahmet Astsubayı kendi safında bir insan olarak lanse edecekti.

Meslek hayatında kimseye özel muamele göstermemişti.O yüzden de prensiplerinden dönmemeliydi. Şimdi ise ne kadar isabetli kararlar aldığını daha iyi anlamıştı. Menfaat dünyasıydı. Hayvanların dünyasında yaşananlar insanlar içinde de yaşanıyordu. Büyük , küçüğü her zaman yutmaya, yok etmeye çalışıyordu. Doğanın kanunları işliyordu her yerde.

“Komutanım! Bilginizin olduğu, Salim Ağanın oğlunun düğününden sonra başladı bu sıkıntılar. Çocuğun ölümünden sonra araştırma için köye gittim. Her sorduğum kişi bana bilgi vermekten kaçındı. Onca insan içinden bir kişi dahi çıkmadı görgü tanığı olarak. Halk sindirilmiş ve korkutulmuş. Onlar da haklı. Cesaretli bir kişi çıksa, hemen cezalandırılacak veya dışlanacak. Bunu bildikleri içinde susmak daha kolay geliyor insanlara. Sadece bir kişi imalı sözlerle ipucu verdi bana. Ama onu da dışlayarak sindirdi Salim Ağa. Her şey ortaya çıktı zaten. Siz çağırmasaydınız, ben gelecektim zaten rapor vermeye. Çocuğu öldüren kişi geldi teslim oldu. Az önce onun ifadesini aldım. Salim Ağanın adamı kendisi. Başka itirafları da var. Ağa ile çok önemli bilgiler verdi. Üstelik elinde yazılı ve kanıtlayıcı belgeleri de var. Ben teslim aldım.Salim Ağa, eroin ticaretinin halkası konumunda imiş. Bağlantıları sağlıyormuş. Çoğu işinde de itirafçı da görev almış. Ağa ile arası açılmadan önce çok yakınlarmış. Fakat, o ölüm olayından sonra aklı başına gelmiş.Sanırım vicdanının olduğunu hatırladı. İzniniz olur ise arama emri çıkaralım ve baskınımızı yapalım. Anlattığı şeyler yüzünden, çok şaşırmasam da ağzım açık kaldı doğrusu. Yalnız, itirafçı indiriminden faydalanmak istiyor. Size gelen telefon da bu mesele ile ilgili olduğunu düşünüyorum. Bu işin üzerine çok gittiğim için böyle bir yansımayla karşılaşacağım aklıma gelmişti efendim. Fakat ben görevimi yapmaya çalıştım. Komutanım! Tüm bunların dışında benim Ağa ile kişisel bir sorunum olamaz. Ben adil bir şekilde görevimi yürüttüm bugüne kadar. Bundan sonra da aynı şekilde devam edecek. Siz ne gerekiyor ise yapın efendim. Benim kendimle ilgili bir endişem yok. Olamaz da zaten. Bu vatan benim vatanım. En ücra köşesi bile olsa, hizmet etmek için elimden ne geliyorsa yaparım. Yalnız efendim! Gitmeden önce itirafçının verdiği bilgileri değerlendirmek istiyorum. Prosedüre göre ne gerekiyor ise hepsini yerine getirmek istiyorum. “

Karakol Komutanı, Ahmet Astsubayı dinledikten sonra yüzündeki gerginlik bir anda yerini rahatlamaya bıraktı. Ahmet Astsubaya gülümseyerek baktı. Sonra,

“Zaten inanmamıştım Ahmet Astsubayım. Dedim ya ! Sizi çok iyi tanıdım. İşinizi düzgün yapmaya çalışıyorsunuz. İş dışındaki ilişkilerimi asla işime yansıtmam. Sizi seviyor olsam da işinizde ihmalinizi görmem halinde bile kesinlikle etkilemez bu durumu. Siz görevinizi yapmaya devam edin. Gerekli izinleri alalım ve suçluları adalete teslim edelim. Gereken ne ise yapın. Size güveniyorum. “

Ahmet Astsubay, konuşmanın ardından selam vererek odadan ayrıldı. İfadesini aldığı Hamza’ nın bulunduğu odaya ilerledi. Odaya girdiğinde, sandalyede düşünceli ve beklemekten sıkılmış bir halde buldu onu.

Gülistan, düğündeki o halaydan sonra kendini karamsarlıktan arınmış hissetmeye başlamıştı. Halil ile yan yana ve el ele halay çekmek onu mutlu etmişti. Elinin sıcaklığı ve ona yakın olmasını unutamamıştı o günden bu ana kadar.” Halil ile bir geleceğim olabilecek mi ? “ Diye düşünüyordu ara sıra. Doğru düzgün bir araya gelememiş, sohbet etme imkânı bile bulamamışlardı henüz. Onlar sadece kaçamak bakışlar ile gözleri ile konuşmuşlardı. O da ne kadar olabildi ise. Korkudan ve heyecandan bakamamıştı sevdalısının gözlerine. O da istemez miydi.? Sevdalısının ellerinden sıkıca tutup yürümeyi. Gözlerinin içine doyasıya bakmayı. Ona ait anılarını dinlemeyi. Yerine göre kahkahalar atmayı, yerine göre hüzünlenmeyi. Onun gözlerinin içinde, dünyanın en güzel köşelerinde gezmeyi. Adeta sarhoş olmayı sevgi denizinde. Ama hiç birini yapamıyor ve kaderine isyan ediyordu bu zamanlarda. Halbuki her yerde aynı mı yaşanıyordu. Yaşıtları olan gençler, evlenecekleri kişileri kendileri seçiyor ve iyice tanıma fırsatı buluyorlardı. Şartları eşit değildi kendisiyle. Okumayı ve meslek sahibi olmayı çok istemişti, ama okuyamamıştı.
Kendini bir an için farklı bir konumda hayal etti. Beyaz önlüğünün içinde sağlık ocağının kapısından bakarken buldu. Sonra, uzaktan Halil’ i gördü. Elinde, bir buket çiçek ile yaklaştığını hayal etti. Bu hayali Annesinin içeriden ona seslenmesiyle son buldu ve gerçeklerle yüzleşti. Gerçek bu idi işte.

“Efendim Ana ! “

Diyerek içeriye gitti. İçeriye girdiğinde Annesinin telaş içinde bir hazırlık yaptığını fark etti. Yüzünde şaşkın ve endişe ifadesi yerleşmişti. Hiç beklemediği bir haber almış gibi bir hali vardı. Kızına emirler yağdırıyor ve o telaşe içinde ne yapacağını bilmez tavırlar sergiliyor gibiydi.

“Ana! Ne bu halin Allah aşkına. Ne bu telaşın. Söyler misin ? “

“Akşam seni istemeye geleceklermiş. Hiç hazırlığımız yok. Haydi ! Yardım et de yetiştirelim şu işleri. Bakma öyle. Tut bir işin ucundan. “

“Kim gelecek Ana. Ne için geliyorlar. ? “

Kezban, bir an düşündü ve

“Amca’ nın oğlu İbrahim’ e seni istemeye geleceklermiş.”

“Ne! Ne diyorsun Ana. Olur mu? öyle şey. Onu ben hep ağabey gibi gördüm. Nasıl böyle bir şey olabilir. Aynı kanı taşıyoruz. Onunla evlenmemi nasıl beklersiniz Ana. Ölmeyi tercih ederim. Ağabeyim bildiğim biriyle aynı yatağa girmektense. Ana kıymayın bana. Anam! Ne olur yapmayın.”

“Kızım! Benim elimden ne gelir. Baban beni konuşturmadı bile. Olmaz bey dedim. Yapma dedim. Dinlemedi bile. Kadının adı yok kuzum. Haydi! Yardım et bana da şu işleri bitirelim. Allah ne yazdı ise o olur. O ölüm laflarını da bir daha duymayayım senden. “

“Anam! Siz böyle bir düşünce ile zaten öldürüyorsunuz. Ben ha yaşamışım, ha ölmüşüm ne fark eder ki. Ben evlenmeyeceğim Ana. Çok istiyorsa Babam evlensin İbrahim Ağabeyimle. “

Dedikten sonra ağlayarak odasına gitti. Kapıyı kilitledi ve yatağına yüzükoyun yatarak hıçkırıklar ile ağlamaya başladı. Evet ! Hayaldi hepsi. Halil ile bir araya gelmeleri imkânsızdı. Bir rüya görmüş ve sabah olunca o rüya sona ermişti. Annesi kapıya gelmiş ve kızına yalvarırcasına dil döküyor fakat Gülistan hiç birini duymuyordu. Sadece ölmek istiyordu. Ama inançları ona engel oluyordu.

Uzunca bir süre, yatağında o şekilde yattı. Annesinin yalvaran sesi kulağında yankılanıyor fakat ona cevap vermiyordu. Hayatında, ilk kez Annesine bu şekilde davranmıştı. O, bu yaşına kadar hiç karşılık vermemiş, Annesinin üzerine titremişti. O’nu üzmemek için haklı olduğu zamanlarda bile karşılık vermez, içine atardı. Bu kez durum çok farklıydı. Bir ömür boyu sürecek olan evliliği söz konusuydu.

Yattığı yerden doğruldu ve sırdaşı olan aynasının karşısına geçti. Saçlarını fırçasıyla taradı, taradı, saçlarına koparırcasına asıldı . İsyanını saçlarından çıkarıyordu sanki. Öfkesini dışına atmak için sırdaşı, çok sevdiği aynasından çıkarırcasına eline aldı ve duvara fırlattı. Fırlattığı anda ayna paramparça oldu ve yere saçıldı. O aynada, kendisiyle hayallerini ve Halil’ e ilk vurulduğu anlarındaki heyecanını paylaşmıştı oysa.

Sonra parçalara baktı uzaktan. Camdan sızan güneş ışınlarıyla, o parçalar parıldamaya çalışıyordu. Ama ne kadar başarılı olabilirlerdi ki. Paramparça olmuş kırıntılar ile. O ayna ile hayalleri de kırılmıştı geleceğe dair. Bir kerecik elini tuttuğu Halil’ i düşündü tekrar. O tuttuğu elin içinde ömür boyunca hapsolmayı istedi bir kez daha. O’ nu hiç tanımadığı halde, yıllardır tanıyormuş gibi hissediyordu. O’nun bakışlarıyla karşılaştığı gözleri içine çekiyordu kendisini. Aşk, acı çekmekti. Aşk denen hastalık sabır istiyordu. Sabretmeli, direnmeli, gerekiyorsa ölüm olmalıydı sonu. Aşk, ancak o zaman aşk olabilirdi. Birden çok güçlü hissetti kendini. Ağlamak çözüm değil, zayıflıktı. Oturduğu yerden kalktı ve kapıya yöneldi. Gözleri aynadan düşen cam parçalarına takıldı. Bölünmemeliydi ve tek parça halinde kalmamalıydı. Kapıyı açtı ve açtığında yere oturmuş olan Anasına baktı. İçi sızladı. Bakışlarında kadının çaresizliğini gördü.

Anasına doğru eğilerek elinden tuttu ve öptü ellerini. Sonra sarılarak kucakladı. Sarıldığında kalp atışlarını duydu. Bu olay öncesinde, telaşeli kadın gitmiş, yerine yüzünde çaresiz ve üzüntüden bitap düşmüş bir kadın vardı. Annesinden çok şey beklemiş ve hırsını ondan çıkarmaya çalışmıştı. Hata yaptığını kapıyı açtığında anlamıştı.
O sırada babasının sesini duydu. Ağabeyleriyle konuşuyor olmalıydı. Annesinin şaşkın bakışları üzerinde babasının yanına gitti.

“Baba! Sizinle konuşabilir miyim ?

“Konuşalım ! “

“Yalnız konuşabilir miyiz ? “

O sırada yanında bulunan ağabeyi Abdullah, dışarıya çıktı. Odada yalnız kalmışlardı. Ökkeş Bey, sert tavrını koruyarak, Gülistan’a

“Kızım! Konuşsana, seni bekliyorum.”

“Baba! Beni evlendirmeyin. Yalvarıyorum size. Ben evlenmek istemiyorum. Kıymayın bana.

“Ne zamandan bu yana kız çocukları babalarıyla konuşuyor böyle. Ben seni yabancıya vermiyorum ki. Amcanın oğlu istiyor. Kardeşimin oğlu. Aileden biri. İstemiyor musun.? Neden peki ? “

“Baba, İbrahim ağabeyim benim ağabeyim. Ben onu hep ağabey gibi gördüm. Nasıl böyle bir şey düşünebilirim. Kıyma bana Baba . Ne olursun. “

Bunları söyledikten sonra ağlamaya başladı. Gözlerinden yaşlar sel gibi akmaya başlamıştı. Sert görünen Ökkeş Bey, kızını hiç bu şekilde görmemişti. Birden yumuşadı ve kızının yanına gelerek onu kucakladı ve bağrına bastı.

Hamza, ifadesini verdikten sonra hazırlanan araca bindirilerek bağlı bulundukları İl’ e doğru yola çıktılar. Hamza rahatlamış ve vicdanının ona eziyeti azalmış gibi hissediyordu.

Prosedür gereği köy sınırları içindeki olaylara Jandarma bakıyor ve ilk ifadeler alındıktan sonra bağlı bulundukları İl’ in Emniyet Müdürlüğü’ ne gönderiliyordu bu tür vakalar. İşin içine bir de uyuşturucu kaçakçılığı ve ticareti girmişti. İfadenin tekrar alınıp, ipuçlarının gözden geçirilerek değerlendirilmesi kalmıştı. Karakol komutanı tarafından bu iş ile görevlendirilen Ahmet Astsubay yanına Halil ile birlikte iki asker daha alma gereği duymuştu. Meslek hayatında her türlü olayla karşılaşmıştı. Hep aklında kalan bir atasözü ona bu gerçeği hatırlatırdı. “ Su uyur, düşman uyumaz “ Atasözlerinin gerçekliğini hiçbir zaman tartışmazdı bu yüzden.

Mesleğinde çok eski değildi. Ama ona yaşadığı ve başından geçen olaylar çok tecrübe kazandırmıştı. Çalıştığı bu karakoldan önce başka bir yerde daha çalışmıştı. O bunalımlı ve üzüntülü anlarında çalıştığı yerdi. Küçük bir kasaba idi. Sevdiği kadının ölümünden sonra ona her yer cehennem gibi geliyordu. Uzaklaşarak, kalbindeki acının hafifleyeceğini düşünmüştü. Kasabaya geldiğinde, yaşadığı şehrin gürültüsü ve kalabalığından eser yoktu. Kasaba bir kahvehane, iki veya üç tane bakkal, bir kasap ve bir tane de tuhafiyeyi çağrıştıran küçük bir dükkân vardı. Evlerin ışıkları ise karanlığın içinde sadece cılız bir ışıltıyı andırır nitelikteydi. Orta yerinde ise Kaymakamlık binası ve yanında da çalışacağı küçük karakol binası vardı. Tam bu kamu binalarının arkasından dereye benzer bir su geçiyordu. Derenin üstüne yapılmış tahta köprü ise iki mahalleyi birbirine bağlıyordu. Suyun öbür yanındaki evler ise dağa yaslanmış bir şekilde minik kasabayı seyreder gibiydiler.

Sessizliğin içinde kendini dinleme ve kendisiyle barışı sağlamaya çalışıyordu Ahmet Astsubay. İlk işe başladığında kalbinin acısı, yüzüne yansımıştı sanki. O yüzden de çok fazla konuşmuyor, sorulduğunda cevap veriyordu. Görünüşte sakin bir yer olduğunu, pek olayla karşılaşmayacağını düşünmüştü. İlk başlarda her şey yolunda gidiyor gibiydi. Halkı kendi halinde, küçük bir kısır döngünün içinde debeleniyordu. Halk kendi içinde yumak olmuş, dışarıdan ilçeye gelen yabancılara sırtını dönmüş, onları aralarına almıyorlardı. Bulunduğu psikolojinin içinde Ahmet Astsubay da kendini kabul ettirmek için bir harekette bulunacak durumda olmadığı için kafasına takmıyor, kendi halinde günlerini geçirmeye çalışıyordu.

Lojman olmadığı için bir süre karakola ait depo yerine kullanılan küçük bir odaya tek kişilik bir yatak atarak geçiştirmişti. Belli bir zaman sonra ev ortamında yaşantıyı özledi. Sonra ev aramaya başladı. Her aradığı ev girişimi başarısızlıkla sonuçlanıyor ve hayal kırıklığı ile dönüyordu karakola. Bunun en büyük sebebi ise bekâr olmasından kaynaklanıyordu. İlçenin küçük bir yerleşim alanına kurulmuş olması ve mevcut evlerin de sahipleri tarafından kullanılması nedeniyle yeterli ev yoktu. Kiraya vermek isteyenlerin verecekleri konut ise evden ziyade barakadan bile küçük evlerdi. Ona bile razıydı. Ama bekâr oluşu insanların tavırlarını yüzlerine yansıtıyor ve daha konuşmaya başlaması ile susması bir oluyordu.

Ümidinin kesildiği bir anda, tanıdığı birisiyle ev aramaya çıktığı bir gün küçük bir ev buldular. Ev sahibi onları anlayışlı bir şekilde karşılamıştı. Tedirginliğine rağmen evi Ahmet Astsubaya kiraladı. Orta yaşın üzerinde bir anne, baba ile biri evlilik çağına gelmiş kız çocuğu ve ilkokula giden bir erkek çocuğundan ibaretti aile fertleri. Diğerlerinden ayıran özellikleri ise insanlara ön yargılı olmayışları olmasıydı. Evi tuttuktan sonra, hafta sonunda bağlı olduğa İl’ e giderek alışveriş yaptı. Çok gerekli eşyaları alarak, kasabaya döndü. Evin içi ev sahipleri tarafından temizlenmiş ve yaşanacak duruma getirilmişti o alış verişten dönene kadar. Yerleşti ve huzurlu bir şekilde yatağına yattı ve yorgunluğun etkisiyle derin bir uykuya daldı.

Sonraki günlerde daha da benimsemişti kutu gibi evini. Ev sahipleri ile aynı bahçe içinde olmanın avantajları da oluyordu. Ev sahibinin yaptığı yemekler ona annesinin yanında imiş gibi hissetmesine sebep oluyordu. O gece, evinde biraz kitap okuduktan sonra uykusunun gelmesi sebebiyle yatağına yatmış ve tam uykuya dalacakken, dışarıdan bağırtılar geldi kulağına. Kapıyı açtığında, ev sahibi Hatice Hanım’ ın feryatları ve bir gençle fiziki bir arbede yaşadığını gördü. Hemen az ötesinde ise duvara sinmiş, ağzı ve burnu kanlar içinde evin kızı Gülten’ i ağlarken gördü. Çıldırmış gibi Hatice Hanım ile mücadele eden gencin üzerine atladı ve bir yumruk darbesiyle yere yatırdı. Yere düştüğü anda sersemleyen genç, biraz o şekilde kaldıktan sonra birden atağa geçerek Ahmet Astsubaya saldırdı. Tekrar mücadeleye giriştiler. Ahmet Astsubay, yumruk darbeleriyle tekrar etkisiz hale getirmişti saldırganı. Tam yanından ayrıldı ve Hatice Hanımı düştüğü yerden kaldırmaya çalışırken, vücudunda bir acıyla ,

“Allahım! Yandımmmmmmmm “

O acıyla arkasını döndüğünde, saldırganın elindeki kendi kanıyla kirlenmiş bıçağı gördü. Şaşkın ve boğuşmanın etkisiyle ne olduğunu anlayamayan Hatice Hanım ve Gülten yanına koştular.

“Konutanım ! Komutanım ! İyi misin.? Şimdi yardım çağıracağım. Lütfen! Kendine gel! “
Diye bağıran Hatice Hanımın sesi uğultu şeklinde beyninin içinde dönüyor fakat cevap veremiyordu. O sırada bu durumdan faydalanan saldırgan, koşarak uzaklaşmış ve sokakların içinde sır olmuştu adeta. Gülten, nefes nefese koşarak kahvehaneye gitti. Babasının,o gece canı sıkılmış ve kahvehaneye gideceğini söylemişti. Kahvehanenin kapısından içeriye girdi ve ona odaklanan erkek bakışlarıyla karşılaştı gözleri. O bakışların altında babasını aradı. O’nu içerideki masalarda gördüğü anda, bağırmaya başladı.

“ Baba ! Koş. Yetiş. Ahmet Astsubay yaralandı. Yardım edin. Bıçaklandı. Lütfen! Bir araba bulun. Hastaneye yetiştirmemiz lazım. “

İbrahim Bey’ in yüzü bembeyaz olmuş ve kızını o şekilde görünce eli ayağına dolaşmış bir vaziyette ortada dönüyor ve etraftan yardım istemeye çalışıyordu. Onun yardım istemesi üzerine kahvede oturanların hepsi birden çıkarak eve doğru koşmaya başladılar. Gittiklerinde Ahmet Astsubay, yerde yarı baygın vaziyette yatıyor ve kalçasının üzerindeki boşluktan kanlar sızmaya devam ediyordu.O sırada evin önüne bir araba yanaştı ve kapıları açtı hızlıca ve yanlarına geldi. Oradakilerin yardımı ile araca bindirildi. Hızlı bir şekilde İl’ deki hastaneye yol aldılar. İlçe’de ise sağlık ocağı olmasına rağmen doktorları olmadığı için bu tür olaylarda Elli kilometre uzakta olan vilayete gitmek zorunlu hale geliyordu.

Hastaneye ulaştıklarında Ahmet Astsubay bayılmıştı. Hemen müdahale odasına yapıldı ve ameliyata alındı. Yarası derin olmadığı için şansı yaver gitmiş ve ölümüne sebep olmamıştı. Bir hafta yattı hastanede. Kurtulmuştu. Gözlerini açtığında ise, o anlarda gözlerinin önünden gitmeyen Mine’ sini arıyordu gözleri hala. Olaydan sonra saldırgan yakalanmış ve yaralama suçundan tutuklanmıştı. Hastaneden çıktıktan sonra evine gelmişti Ahmet Astsubay.

Ev sahipleri üzgün bir şekilde eve geldiklerinde olayın iç yüzü anlaşıldı. Gülten, saldırgan tarafından birkaç defa rahatsız edilmişti daha önceden. Baba o yüzden akşamları pek evden çıkmıyor, kızının başına kötü bir olay gelmesinden korkuyordu. O akşam ise tedbiri elden bırakarak çıkmıştı kahveye. Evi gözetleyen saldırgan da bu durumdan faydalanarak Gülten’ i kaçırmaya yeltenmişti. Tek hesaba katmadığı şey ise Ahmet Astsubay idi. Karşısında durmuşlar ve minnettar bakışlarla ona bakıyorlardı.

Saldırgan iki ay hapis yattıktan sonra çıktı. Her şey normale dönmeye başlamış ve Ahmet Astsubay bu olaydan dolayı İlçe halkı tarafından benimsenmeye başladı. Aile de onu aileden biri olarak görüyordu. Evlerine davet ediyorlar fakat Ahmet Astsubay çok zorunlu kalmadıkça gitmiyordu. Önsezileri onu uyarıyordu bu konuda. Saldırganın ailesi ise İlçenin ileri gelenlerinden bir aileydi. Oğullarının hapiste yatması, onları utandırmış ve işin içinden çıkabilmek için ellerinden ne geliyorsa yapmaya çalışıyorlardı.

Fısıltı gazetesiyle , Ahmet Astsubayın, Gülten ile duygusal bağının olduğunu ve o olayında o yüzden kaynaklandığını halkın kafasına sokmaya çalışıyorlardı. Bunlar kulağına geldiğinde Ahmet Astsubay çıldırmış gibi kahveye koştu ve hırsla içeriye girdi.

“ Beyler! Bana bakın. İçinizde benimle sorunu olan varsa buraya karşıma çıksın. Hakkımda atıp tutanlar, beni karalamaya çalışanlar varmış. Ben erkeğim. Beni bu şekilde istediğiniz kadar karalayın. Ama tertemiz bir genç kızı bu şekilde karalayamazsınız. O olay gecesi hepiniz oradaymışsınız. Hepiniz benim ne durumda olduğumu görmüşsünüzdür. Ben, kız kardeşim gibi gördüğüm Gülten kardeşimin namusunu, iffetini korudum. O Gülten değil başka bir kız da olsaydı yine aynı şeyi yapardım. Siz bu şekilde davrandıkça daha çok yanılacak ve belki de yarın kendi kızlarınızın başına gelene kadar idrak edemeyeceksiniz. Siz! Ne yapıyorsunuz.? İftiralara inanıyorsunuz. Çünkü ben yabancıyım. Beni kötülemek daha kolay. Bir kızın namusunu ayaklar altına almak daha kolay. Benim aramda Gülten ile herhangi bir şey yok. Olamaz da zaten. Onlar bana en güç anımda güvenerek evlerini verdiler. Minnettarım onlara. O gece kardeşimi korumak için ölebilirdim de. İnsanlığınızdan utanın. Bu işi çözeceğim. Hakkımda konuşanlar ise benden, Gülten ve ailesinden özür dileyecek. Sonra da buradan gideceğim. Bir daha dönmemek üzere. “
Dedikten sonra sinirli bir şekilde evini daha önce araştırıp öğrendiği saldırganın evine doğru yürümeye başladı. Konağa benzer bir evde oturuyordu saldırgan. Balkonda orta yaşın biraz üstünde bir adam oturmuş, kahvesini yudumluyordu. Ahmet astsubayı görünce, şaşırdı bir an ve kahvesini bıraktı kenara.

Ahmet Astsubay bahçe kapısının önüne geldi ve ;

“ Affedersiniz. Aşağıya gelebilir misiniz. Sizinle konuşmak istiyorum. “

Adam, balkondan içeriye girdi ve beş dakika sonra bahçe kapısında Ahmet Astsubaya ,

“Buyurun Komutanım ! İçeriye, bahçeye geçelim.”

Adam önde, Ahmet Astsubay bahçedeki çardağı andıran asmanın altındaki oturaklara geçtiler. Adam, merakla Ahmet Astsubayın konuşmasını bekliyor ve o esnada sessizce oturuyordu.

“Derdiniz nedir benimle.? Ortalığa bir dedikodu yaymışsınız. Size hiç yakıştıramadım doğrusu. Oğlunuzun suçunu, bu şekilde mi kapatmaya çalışıyorsunuz.? Bana zarar vermiyorsunuz. Gülten’ e ve ailesine zarar veriyorsunuz. Size bunun için dava açacağım. Kimsenin onuruyla, namusuyla oynayamazsınız. Bu uğurda ne gerekiyorsa yapacağım. Siz, bu şekilde insanları karalayarak belki kurtulduğunuzu düşünüyorsunuz. Ama yanılıyorsunuz. Oğlunuz, o gece ben çıkmasaydım. Gülten’ i kaçıracaktı. Ben, onları korumaya çalışırken, o beni arkamdan bıçakladı. Siz bu şekilde davrandıkça, oğlunuz sizi daha çok zor durumlar ile karşı karşıya getirecek. Eliniz ile suç makinası haline getiriyorsunuz onu. Hem kaçırmakla Gülten ‘ i kazanacağını mı sanıyor. Güzellik var iken neden kaçırmaya yeltendi. Bu işi çözeceğim. Benden ve ev sahiplerimden herkesin gözü önünde özür dileyeceksiniz. “

Adam bu sözler karşısında bir an düşündü ve oğlunu savunmak için bir şeyler söylemeye çalışacak gibi oldu ama vazgeçti .Suskunluk ile geçen bir sürenin sonunda,

“ Haklısın Komutan. Her söylediğin şey doğru. Ben,onu ve kendi onurumu korumaya çalıştım. Fakat dediğin doğru. Özür dileyeceğiz. Ancak bu şekilde onun sorumsuzluklarını ortadan kaldırabilirim. Oğluma da cezasını ben kendi elleri ile vereceğim. “

Bu konuşmadan sonra rahatlamış olarak görevine döndü Ahmet Astsubay. Akşam için haber gönderilmiş ve kahvede bulunması istenilmişti saldırganın babası tarafından.

Kahvedeki herkesin gözü önünde Gülten ‘ in babası ve Ahmet Astsubaydan özür diledi baba ve oğul.

Kısa bir süre sonra da Ahmet Astsubay İlçe’ den ayrıldı ve şimdi çalıştığı yere geldi.






DEVAM EDECEK

Nermin KAÇAR

Mesaj Sayısı : 26
Kayıt tarihi : 20/07/09
Yaş : 49
Nerden : Bolu

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz