Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN
Paz Ağus. 19, 2012 2:17 pm tarafından Admin

» NEDEN ÇOK ÜZGÜNÜM
Perş. Haz. 07, 2012 4:17 pm tarafından Admin

» KATİLLİK NERDE BAŞLAR
Ptsi Haz. 04, 2012 4:24 pm tarafından Admin

» SOR SORUYU
Salı Mayıs 29, 2012 12:20 pm tarafından Admin

» ÜSTÜN DÖKMEN DÖKTÜRDÜ
Çarş. Mayıs 16, 2012 11:50 am tarafından Admin

» PARA ZAAFI
Ptsi Mayıs 14, 2012 5:50 pm tarafından Admin

» KUL HAKKI
Perş. Mayıs 10, 2012 2:49 pm tarafından Admin

» DECCAL CENNETİNİ İSTEMİYORUM
Cuma Mayıs 04, 2012 2:06 pm tarafından Admin

» OKUMAK ÇÖZMEKTİR
Perş. Mayıs 03, 2012 12:34 pm tarafından Admin

En son konular
» BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN
Paz Ağus. 19, 2012 2:17 pm tarafından Admin

» NEDEN ÇOK ÜZGÜNÜM
Perş. Haz. 07, 2012 4:17 pm tarafından Admin

» KATİLLİK NERDE BAŞLAR
Ptsi Haz. 04, 2012 4:24 pm tarafından Admin

» SOR SORUYU
Salı Mayıs 29, 2012 12:20 pm tarafından Admin

» ÜSTÜN DÖKMEN DÖKTÜRDÜ
Çarş. Mayıs 16, 2012 11:50 am tarafından Admin

» PARA ZAAFI
Ptsi Mayıs 14, 2012 5:50 pm tarafından Admin

» KUL HAKKI
Perş. Mayıs 10, 2012 2:49 pm tarafından Admin

» DECCAL CENNETİNİ İSTEMİYORUM
Cuma Mayıs 04, 2012 2:06 pm tarafından Admin

» OKUMAK ÇÖZMEKTİR
Perş. Mayıs 03, 2012 12:34 pm tarafından Admin

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama

ÖLÜMÜNE AŞK- 18-19

Aşağa gitmek

ÖLÜMÜNE AŞK- 18-19

Mesaj  Nermin KAÇAR Bir Perş. Eyl. 24, 2009 10:46 am

Merak ve endişeyle gözlerini açarak Osman’ a baktı. Haberleri sabırsızlıkla öğrenmek ister gibi bir hali vardı. Bir süre bu şekilde bakıştılar. Osman ise ağanın yaptıklarını anlatarak, Hamza’ yı ona karşı kışkırtarak, teslim olmasını sağlamak istiyordu. Bu yüzden konuşacağı kelimeleri özenle seçmesi gerekiyordu.

Birazcık suskunluktan sonra,

“Hamza Ağa, sen gittikten sonra Kemal’ in anlattığına göre, ağa hiç ilgilenmemiş sizinkilerle. Köyden, Ökkeş Ağa’ nın evi taşlanmış. Ondan önce de Jandarma çocuğun ölümüyle ilgili araştırma yapmak için köye gelmiş. O sırada Ökkeş Ağa da oturmuş. Köylüler onu dışlamışlar. Kimse konuşmuyormuş onlarla. Ağa ise yine aynıymış. Senin hakkında da ileri geri konuşuyormuş. “

“Ne konuşuyormuş benim hakkımda ! Ben, ona o kadar hizmet ettim. Her buyurduğu işi yaptım. Gece demedim, gündüz demedim. Ama anladım ki hata yapmışım. Onun nasıl biri olduğunu bile bile yapmamalıydım. Ama başka şansım da yoktu ki. Başka bir iş bilmem ki ben. Azıcık ta boylu, poslu ve güçlü olunca ağa beni himayesine aldı. Benim de hoşuma gitti sırtımın sıvazlanması. Hoşuma gitti ağanın arkasındaki adam olmak. Ama şimdi baktığımda, hepsi boş şeylermiş. Osman Ağa ! O çocuğu ben vurdum kazara. Sarhoştum ve her zamanki gibi havaya ateş etmek istedim. O sırada, elimden tabanca kaydı ve ateş aldı. Bir baktım ki çocuk yerde acılar içinde kıvranıyor. Öldüm, bittim,kahroldum. Şoku atlatır, atlatmaz da eve geldim. Hanıma bir şey demeden, evdeki parayı alarak oradan uzaklaştım. Telefonla ağayı aradım. Bana sahip çıkmadı. Ama aileme sahip çıkacağını söyledi. Benim de içim rahatlamıştı. Hanım da bir şey anlatmadı. Burada düzenimi kurmuş olsaydım. Onları da aldıracaktım yanıma. O günden bu yana uykularım bana eziyet verir oldu. Uyku uyuyamıyorum. O çocuk her gece rüyamda. Bana gülümseyerek bakıyor. Keşke! Lanet okusa daha iyi. Bıktım artık. İlk gün teslim olsaydım, böyle olmayacaktı. Korktum bir an. Ama vicdan azabı daha betermiş. Cezamı çeker çıkardım. Osman! Ben de geleceğim seninle. Adalete teslim olacağım. Ama geride ailem boynu bükük kalacak. Ağa zaten sahip çıkmamış. Ne olacak onların hali.Bundan sonra da zaten yüzümüze bakmaz. Of Allah’ım of. Nedir benim bu çilem. “

“En doğrusu Hamza! Beraber gidelim. Sen teslim ol. Ben, bizim ağayla konuşur, aileni bizim köye aldırırım. İş verir ağa onlara. Sen çıkana kadar kol kanat gereriz. Sen çıkınca da Allah kerim. Sonra da İstanbul’ da bir iş buluruz sana. Aileni de alırsın. Gül gibi geçinir, gidersin. Haydi o zaman, hazırlan. Yola düşelim. Yolumuz uzun. “

“Tamam Osman. Yalnız, şimdi ustabaşıyla bir görüşelim.Hesabı keseyim. Ama sen de yanımda ol. O’na“Hanımı hastalandı. Ona haber vermek için geldim.” Dersin. Olmaz mı ? Başka türlü alacağım parayı vermez belki.”
“Tamam! Hemen halledelim şu işi.Ondan sonra da toparlanır döneriz memlekete. Ben işimi halletmiştim zaten. Başka da bir işim yok. “

“Beraber inşaattan çıkarak, inşaatın bulunduğu binanın yanında bulunan barakaya doğru yürümeye başladılar. İçeriye girdiklerinde, kara, kuru ve orta boylu bir adam masaya oturmuş ve elindeki gazeteyi okuyordu. Osman biraz geride durdu ve Hamza içeriye girdi.

“ Kolay gelsin Cabbar ! Bir konuyu görüşecektim seninle. Vaktin var mı ? “

Cabbar, elindeki gazeteyi masaya bırakarak, meraklı gözlerle bir bakış fırlattı Hamza’ ya.

O bakışın içinde, niye işinin başında değilsin sorusu gizliydi sanki.

“Buyur! Hamza! Ne diyecektin. “

“Cabbar, hemşerim gelmiş memleketten. Hanım çok hastaymış. Benim memlekete dönmem gerekiyor. Onun için hesabımı keserek, ayrılmak istiyorum buradan. “

“Geçmiş olsun da hesabı nasıl keseceksin. Ben şimdi nereden amele bulacağım. Ayırırım fakat alacağın paranın yarısını ödeyebilirim. Geriye kalanını döndüğünde öderim. Mali sıkıntı çekiyoruz zaten. Patronların talimatları bu şekilde. Elimden bir şey gelseydi yapardım zaten. Sen işini gör, hastana bak ve dön geriye. Gerisini de o zaman alırsın.”

“Ama cabbar, hanım hastaymış diyorum sana. Dönmeyebilirim geriye. Ne olduğunu bilmeden sana bir şey söyleyemem ki. Hakkım olan parayı istiyorum ben senden. Sadaka istemiyorum. Ara patronları, anlat durumu. “

Cabbar, başını iki yana sallayarak, cep telefonundan numaraları tuşlayarak açılmasını bekledi. Telefonun öbür ucundan ses gelince de kısaca durumu anlattı. Telefonu kapattıktan sonra Hamza’ ya dönerek;

“Şanslı günündesin. Patron “tamam” dedi.

“Sağ ol Cabbar. “

Cabbar, masanın çekmecesinden aldığı bir anahtar ile odada bulunan kasayı açtı. İçinden bir miktar parayı aldıktan sonra, tekrar kapatarak masaya geldi ve oturdu. Masanın üstündeki klasörlerin içinden belgeleri çıkararak, hesap yaptı. Sonra da paraların içinden, Hamza’ ya üç yüz lira çıkararak verdi.

“Allah razı olsun senden Cabbar.”

“Geçmiş olsun Hamza! Sen de hakkını helal et. Kusurumuz oldu ise affet. Uğurlar ola.”

“ Allaha ısmarladık.”

O sırada Haydar, yanlarına gelmiş ve meraklı gözlerle bakmaya başlamıştı. Hamza, onu yanına çağırarak durumu anlattı ve işçilerle vedalaşacağını söyledi. Onlara haber vermesini istedi Haydar’ dan.

Dedikten sonra, tekrar kaldığı daireye çıktılar. Oradan, ona ait birkaç parça eşyayı alarak, dışarı çıktılar. Elindeki eşyaları gören inşaatta çalışan işçiler yanına gelmişti. Gelmeyenleri de öbür arkadaşları çağırmış ve girişte toplanmışlardı. Hepsiyle vedalaşarak ayrıldılar oradan. Yakındaki taksi durağından bir taksiye binerek, otogara doğru yol aldılar.

Düğün hazırlıkları bitmiş, yemekler yapılmış ve kocaman bakır kazanlarda ise pirinç pilavı demlenmeye bırakılmıştı. Düğün evinin önünde askeri araç durdu. Ahmet astsubay, aracından indi. Şöyle bir etrafını kolaçan etti gözleriyle. Görünüşe göre, etrafta ilgisini çekebilecek anormal bir durum olmayınca, Kerim’e işaret etti. Kerim araçtan indi ve evlerine girdi. Arabaya tekrar bine Ahmet, hareket etmelerini söyledi Mustafa’ ya.Zeliha’ nın evlerinin kapısına gelince tekrar durdular. Ahmet astsubay, Zeliha’ ya beklemesini söyleyerek, aşağıya indi ve kapıya yöneldi. O daha kapıyı çalmadan, kapı açıldı kendiliğinden. Kapıda duran babasıyla, bir şeyler konuştuktan sonra araçtan tarafa doğru baktı ve Halil’ e eliyle “ gelin” işareti yaptıktan sonra, onları beklemeye başladı kapıda. Gelmeleriyle birlikte içeriye girdiler.

Gelin alma için hazırlıklar tamamlanmış ve yola çıkılmıştı.En öndeki davul ve zurna eşliğinde , yöresel ezgilerin o güzel nağmeleriyle. İnsanlar o nağmelere kendini kaptırmış bir şekilde ilerliyorlardı. Zeliha’ nın babasının evinin önüne gelince, davula daha bir gür vurmaya başladı davulcu.

İçeride ise, ayrılığın ve yaşanan son üzüntülerin yansıması bir arada yaşanıyordu adeta. Zeliha’ nın annesi kızına sarılmış ve ona tekrar kavuşmanın sevincini yaşıyordu. Davul seslerini duyar duymaz, yüzündeki sevinç ifadesi hüzün dolu bakışlara dönüştü. Ayrılık zamanı gelmişti. Ağabeyi, kapıda kardeşni dışarı çıkarmak için bekliyor ve ir traftan da kaçamak bakışlarla ona bakmaktaydı. Annesinden hıçkırıklarla ayrılabildi Zeliha ve ağabeyinin yanına gitti. Duvağını kapattılar ve ağabeyinin koluna girerek, kapıya yöneldiler.

Evden çıkmadan herkesle vedalaştı Zeliha.Kapının önüne çıktıklarında, kapıda bulunan insanlar iyice yaklaştılar evin yakınına. Davul ve zurnacı bütün maharetini sergiliyordu. O sırada merdivenin başında bulunan köy imamı dualarını okudu. Gelinin başından çerez atıldı.Sonra, Zeliha merdivenlerde ağabeyinin koluna girerek indi. Aşağıda bekleyen Kerim ise sevdiğine kavuştuğuna inanamıyordu bir türlü. Hazırlanmış ata bindirdiler Zeliha’ yı. Ata bindikten sonra, son bir defa iyi ve kötü günlerinin geçtiği baba ocağına baktı. Gözlerinden yaşlar iniyor ama duvağın al renginden kimse görmüyordu. Düğün alayı, coşku içinde yola çıktı. Kız tarafı ise evde yas tutmuştu. Yavaş yavaş ilerlemeye başladı düğün alayı. Düğün yemekleri hazırlanmış ve düğünlerin yapıldığı, çimenlerle kaplı köy ortasındaki alana hazırlanan kilimlerin üzerine yer sofraları hazırlanmıştı. Ağa ise sofraların en başında, her zamanki kendini beğenmiş edasıyla oturmuş, çevresindeki insanlara küçümseyen gözlerle bakıyordu. Gelin ile damat yerlerine oturduktan sonra, hazırlanan pilavın üzerine, yörenin besili hayvanlarından yapılan kavurmayla hazırlanan tepsiler yer sofralarına dağıtılıyordu. Kadınların açtığı yufkalar ile ziyafet tamamlanıyordu.

O sırada Ahmet astsubay göründü. Onu gören muhtar hemen yanına gitti.

“Komutanım! Buyurun yeriniz burada.”

Diyerek Ağanın yanındaki yeri gösterdi oturması için. Ahmet astsubay, muhtarın söylediklerini duymamazlıktan gelerek, boş olan başka bir sofraya yöneldi.

“ Bereketli olsun Ağalar! “

Dedikten sonra, bağdaş kurarak sofraya oturdu. Onun bu hareketini gören Ağa ise çok bozulmuştu. Gözlerindeki öfke dolu bakışları ondan tarafa çevirdi. Ahmet astsubay ise yanındaki insanlarla muhabbeti koyulaştırmış ve konuşma sırasında attığı kahkahalar sayesinde, Ağayı daha fazla sinirlendirmek istiyordu sanki. Yemeklerini yiyen davetliler, müziğin büyüsüne kapılmış bir şekilde kendini alandaki alayın en sonuna atıyor ve halay çekmeye başlıyorlardı. Ahmet astsubay ise sohbetinin yanında, etrafı gözlemliyor ve arada bakışları kızgınlıktan yüzü siyah bir renge dönen Ağanın gözleriyle kesişiyordu. Onun, orada bulunması ve Ağanın oğlunun düğünündeki ölüm olayının etkisiyle kimse silahlarına dokunmamıştı. Sinirli bir şekilde yerinde oturan Ağa, bir anda ayağa kalktı ve havaya ateş etmeye başladı. Bir taraftan da bağırıyor ve,

“Buraların sahibi benim. Hepiniz bana aitsiniz. Ben ne dersem o olur. Var mı itirazı olan.?”
Yanındakiyle, sohbete dalmış olan Ahmet astsubay, hemen ayağa fırladı ve Ağanın yanına geldi.

“Ağa! Kendine gel. Aklın başında mı senin.? Düğünü mahvetmene izin veremem.Otur yerine. Ağalık sistemi kalkmalı. Bunu kaldırmaya benim gücüm yok. Ama senin burada yağacağın bir hata da kanunların gücüyle çıkarım karşına. Bu düğünü kimsenin mahvetmesine izin vermem. Daha çok rezil olmadan oturur musunuz yerinize. Bugün kimse silahını gelişi güzel kullanmayacak. Gördünüz geçen düğünde yaşananları. Örnek olman lazım davranışlarınla.”

“Komutan! Komutan ! Esas sen çizmeyi aştın. Eski köye yeni adetler getiriyorsun.Sabrımı taşırma.Sonu kötü olur. Katlanırsın sonra sonuçlarına. Bir telefona bakar. Benim sözüm de , elim de her yere yetişir. Ben sustukça, korktuğumu sanıyorsun ama ben kimseden korkmam. Töreyi değiştirmeye ne senin, ne de başkasının gücü yeter. Yüz yıllardır süren bir kuralı sen çiğneyemezsin. “

“Töre, siz ve sizin gibilerin kendi çıkarları için ortaya attıkları menfaat için kullanılan bir yol. Bunu kullanarak, insanları sindirmişsiniz. Kanun haline getirmişsiniz. Evet! Ben bunu değiştiremem ama insanları bilinçlendirebilirim. Senden korkmuyorum. Elinden ne geliyorsa yap. Bir kuru can borcum var Allah’ a. Onu da ne zaman vakti gelirse veririm. “
Bu sözlerden sonra Ağa, bozulmuş bir şekilde adamlarına baktı. Bu olayı uzaktan seyreden Halil, Mustafa ve diğer üç er yanına gelmiş ve Ağa’ nın adamlarının el hareketlerini izlemeye başlamışlardı. Ağa, gözleriyle “ Durun” işareti yapınca, ellerini silahlarından çektiler. Hırs içinde arkasına bile bakmadan alanı terk etti. Adamları da peşinden gittiler.
Orada bulunan insanlar huzursuz olmuş ve yüzlerinde tedirginlik ifadeleri yerleşmişti. Kimse konuşmuyor ve herkes bu olayın ardından, Ağanın kızgınlığının yansımasının nasıl döneceğini merak etmeye başlamıştı. Bu durumu fark eden Ahmet astsubay eliyle Davulcuya ve zurnacıya işaret etti. Onun bu hareketinden sonra tekrar müziğin coşkulu sesi ovaya yayıldı. Kadınların olduğu topluluktaki yerinden olayları izleyen Gülistan’ı ise orada bulunan Halil ilgilendiriyordu. Onu, orada komutanının arkasında gördüğünde, yüreği heyecanla yerinden hoplamış ve tüm vücudunu ateş basmıştı. Müziğin başlamasıyla, olayın şokunu atlatan köy halkı, müziğin davetkâr sesiyle, halaydaki yerlerini almış ve büyük bir zevkle oynuyorlardı. O sırada Ahmet astsubay, ortamı daha da yumuşatmak için halay çekenlerin arasına erlerini de alarak katılmak üzereydi. Halil, tam halay grubuna katılmak üzereyken, yanında Gülistan’ ın olduğunu gördü ve heyecanlandı. Elleri titreyerek, sevdalısının elini tuttu. O anda da çok güçlü bir elektrik dalgasına kapılmış gibi hissetti kendini. İçinden “ Allahım! Şükürler olsun sana. “ dedi. Gülistan ise bu anın sonsuza kadar sürmesini diler gibi bir hali vardı. Diğer insanlar oynuyor, onlar ise bulutların üstünde dans ediyorlardı sanki.
Gecenin geç saatlerine kadar sürdü düğün. Ağanın, düğünü zehir etme girişimi işe yaramamış ve insanlar birbirlerine sanki daha çok bağlanmışlardı. Davulların susmasıyla birlikte, herkes evine dağıldı. Zeliha ile Kerim ise bundan sonraki yaşamlarını sürdürecekleri evlerine doğru yol aldılar. Zeliha’ yı kadınlar önden eve soktular. Arkada kalan Kerim ‘ i ise köyün gençleri yumruklarla zifaf odasına gönderdiler.
Ahmet Astsubay, içinden bir “ oh” çekti. Olaysız bir şekilde üzerine gönüllü olarak aldığı bu işi halletmişti.

Osman ile Hamza kasabaya geldiklerinde hava kararmak üzereydi. Köylerine giden minibüs ise daha dolmamış olduğundan hareket etmemişti. Alış veriş yapmış olan insanlar, yorgun bir halde koltuklara yığılmış bir vaziyette, aracın kalkmasını bekler gibiydi. Minibüse binmeden önce Osman, Hamza’ ya,

“Hamza!Ben, düşündüm de, sen şimdi sizin köye gitme bence. Önce bize gidelim. Sonra, ben seni götürürüm. İfadeni verirsin. Hatta, aileni de yanına getiririz. Hasret giderirsin. Senin güvenliğin için böyle yapmamız gerekli. Ne diyorsun. Fikrin ne bu konuda. “

“Tamam Osman. En mantıklısı bu. Öyle yapalım. Yarın sabah ta gider ifademi verir ve teslim olurum. “
Minibüsün dolmasıyla hareket ettiler. Yolda giderken Halil, karanlıkta düşünceli bir şekilde etrafını seyretti. Osman’ nın köyüne geldiklerinde ise hava tamamen kararmış ve evlerin ışıkları yanmıştı.

İki katlı bir evin önüne geldiklerinde, onları havlayan bir köpek karşıladı kapıda. Osman’ ı görünce sustu ve sevincini göstermek istercesine kuyruğunu sallayarak Osman’ a oyunlar yapmaya başladı. Köpeğin havlama sesini duyan ev halkı, kimin geldiğine bakmak için perdenin arkasından dışarı bakıyorlardı. Osman’ ı fark ettiklerinde ise dış kapıda bulmuşlardı kendilerini. Arkasında, yabancı birini görünce tedirgin olmuşlar ve Osman’ ın yüzüne “ kim bu “ dercesine bakıyorlardı. Şaşkınlığın ve sevincin ardından içeriye girdiler hep beraber. İçeriye girdiklerinde, köşedeki sedirde oturmakta olan Osman’ ın babası Halim’ e,

“Selam ün aleyküm Ağam!”
“Aleyküm selam. Hoş geldiniz. Buyrun! “
Dedikten sonra elini öperek yanına oturdu. Osman da yanlarına gelmiş ve babasının elini saygıyla öperek yanlarına oturdu. Biraz sohbetten sonra, Osman müsaade isteyerek odadan dışarıya çıktı. Odasına giderek, telefonundan Kudret Ağayı aradı. Kısaca anlattıktan sonra dikkat çekmemek için içeriye geçti. Sofra da hazırlanmış ve ev ahalisinin bir araya gelmesi bekleniyordu. Hep beraber sofraya oturdular. Yemek yendikten sonra Osman, Hamza’ ya dönerek;

“Hamza! Evde telefon var mıydı ? “

“Var Osman! “

“Sen bir telefon et de. Ben onları araba ile aldırayım buraya. “

Yanına getirdiği telefonu uzatarak Hamza’ ya verdi araması için. Hamza, heyecanla numaraları tuşladı.

“Alo! Hacer! Ben Hamza. Nasılsın? İyi misin.?Ben yukarı köydeyim. Kimseye bir şey söyleme. Hemen çocukları hazırla. Bir arkadaş gelip sizi alacak ve buraya getirecek.Tamam mı ?

Telefonu kapattıktan sonra karısıyla konuştuklarını anlattı Osman’ a. Osman
telefonundan birini arayarak durumu anlattı. Sonra da Hamza’ nın yanına oturdu.

“ Tamam Hamza! Arkadaşım getirecek onları şimdi.”
Dedikten sonra odadan dışarı çıktı ve mutfakta ne olduğunu anlamakta güçlük çeken karısı ve anasının yanına gitti.

“Misafir odasını hazırlayın. Misafirlerimiz geliyor. “

Anası merak ve endişeyle ona,

“Oğlum! Kim bu adam. Gelecekler kim.?”

“Tanrı misafiri Ana!Siz dediğimi yapın. Soru sormayın şimdi. Sonra anlatırım. Ve yüzünüz de gülsün.”

İki kadın cevap vermeden mutfaktan çıktılar ve misafirlere odayı hazırlamak üzere üst kata çıktılar.

DEVAM EDECEK !

Nermin KAÇAR

Mesaj Sayısı : 26
Kayıt tarihi : 20/07/09
Yaş : 49
Nerden : Bolu

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz