Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN
Paz Ağus. 19, 2012 2:17 pm tarafından Admin

» NEDEN ÇOK ÜZGÜNÜM
Perş. Haz. 07, 2012 4:17 pm tarafından Admin

» KATİLLİK NERDE BAŞLAR
Ptsi Haz. 04, 2012 4:24 pm tarafından Admin

» SOR SORUYU
Salı Mayıs 29, 2012 12:20 pm tarafından Admin

» ÜSTÜN DÖKMEN DÖKTÜRDÜ
Çarş. Mayıs 16, 2012 11:50 am tarafından Admin

» PARA ZAAFI
Ptsi Mayıs 14, 2012 5:50 pm tarafından Admin

» KUL HAKKI
Perş. Mayıs 10, 2012 2:49 pm tarafından Admin

» DECCAL CENNETİNİ İSTEMİYORUM
Cuma Mayıs 04, 2012 2:06 pm tarafından Admin

» OKUMAK ÇÖZMEKTİR
Perş. Mayıs 03, 2012 12:34 pm tarafından Admin

En son konular
» BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN
Paz Ağus. 19, 2012 2:17 pm tarafından Admin

» NEDEN ÇOK ÜZGÜNÜM
Perş. Haz. 07, 2012 4:17 pm tarafından Admin

» KATİLLİK NERDE BAŞLAR
Ptsi Haz. 04, 2012 4:24 pm tarafından Admin

» SOR SORUYU
Salı Mayıs 29, 2012 12:20 pm tarafından Admin

» ÜSTÜN DÖKMEN DÖKTÜRDÜ
Çarş. Mayıs 16, 2012 11:50 am tarafından Admin

» PARA ZAAFI
Ptsi Mayıs 14, 2012 5:50 pm tarafından Admin

» KUL HAKKI
Perş. Mayıs 10, 2012 2:49 pm tarafından Admin

» DECCAL CENNETİNİ İSTEMİYORUM
Cuma Mayıs 04, 2012 2:06 pm tarafından Admin

» OKUMAK ÇÖZMEKTİR
Perş. Mayıs 03, 2012 12:34 pm tarafından Admin

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama

ÖLÜMÜNE AŞK- 10

Aşağa gitmek

ÖLÜMÜNE AŞK- 10

Mesaj  Nermin KAÇAR Bir Perş. Ağus. 13, 2009 8:42 pm

Gülistan’ ın feryatlarıyla bütün ev ahalisi heyecanla yataklarından kalkmış ve yanına gelmişti. Kezban, o hengamede mutfağa giderek, getirdiği suyu içmesini söylüyordu. Erkekler, ilk şoku atlatır atlatmaz, dışarı çıkarak taşı atan kişiyi aramaya başlamışlardı. Epey bir aramadan sonra elleri boş olarak döndüler. Gülistan’ ın sesini duyan yakın komşuları da ışıklarını açmış, merakla ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı.

Ökkeş sinirlenmiş ve yüzü kıpkırmızı olmuş bir halde, sedirindeki yerinde oturuyor ve bir taraftan da bu olay karşısında ne yapması gerektiğini düşünüyordu. Epeyce bir süre oturduktan sonra siniri geçmişti. Ailesini daha fazla huzursuz etmemek için bir şeyler söylemesi gerektiğini düşündü.

“ Haydi! Artık yatalım. Bu saatte yapılacak bir şey yok. Dışarıda kimseyi bulamadık. Yarın olunca ne yapacağımıza karar verelim. Belki de sarhoş biri attı o taşı. Kızım, sen iyi misin.?

“ Şimdi iyiyim baba. Çok korktum o anda. Ne olduğunu da anlayamadım. Ama, camın dışında kimseyi de fark etmedim. En azından karaltısını görürdüm. O korkuyla da ne yaptığımı bilmiyorum. “

“ Korkma kızım geçti. Yarın anlarız ne olduğunu. İyi geceler. “

“Hepinize iyi geceler “

Dedikten sonra odasına yöneldi. Arkasından da Kezban kızına dönerek,

“Kızım, yanında kalmamı ister misin yoksa. Hala korkuyor musun.? “

“ Yok ana, şimdi iyiyim. Sen yerine yat. İyi geceler “

En sona ağabeyleri kalmıştı. Abdullah, yerinden kalktı ve dış kapıya çıktı. Sonra etrafına bir kez daha baktı ama yine hiçbir şey göremedi. Kapıyı kilitleyerek içeriye girdi ve ,

“ Haydi uyuyalım. Boşuna uykusuz kalmayalım. Ama geceleri bir kişi nöbet tutacak bundan sonra. Beş kişiyiz. Her gece birimiz uyumayacağız. Tamam mı ? “
Hepsi de onaylayınca, kafalarında cevaplanmamış soru işaretleriyle yataklarına gittiler.


Ahmet astsubay’ ın telefonu üst üste ısrarla çalıyor ama , bir evrakla uğraştığı için sanki telefonu duymuyor gibiydi. Son anda telefonu kapanmadan açtı. Muhabere eri, telefonu bağlamak için bilgi veriyordu. Yüz hatları birden değişti Ahmet ‘ in.

“ Tamam bağla asker ! “

“ Buyurun! Ben astsubay Ahmet. “

“ Alo! Ben bir ihbarda bulunmak istiyorum. Düğündeki ölüm olayının görgü tanığıyım. Kurşunun sahibini ihbar edecektim size. “

“ Evet ! dinliyorum sizi. İhbarınız göz önüne alınacaktır. Fakat sadece sözlü ihbarları dikkate alamıyoruz. Bir de isminizi beyan ettiğiniz bir dilekçe de istiyorum sizden. Söyler misiniz kimin silahından çıktı o kurşun. Bir de isminizi söyler misiniz.?”

Bir anda telefonun öbür ucundaki kişinin sesi kesildi bu soruları duyunca. Ahmet astsubay telefonun kapandığını düşündüğü sırada karşısındaki kişinin nefes alış verişlerini duyunca beklemeye karar verdi. Karşısındaki kişi tekrar konuşmaya karar vermiş olacak ki ,

“ Ben Rıza, köyde oturuyorum. Dilekçe vermem şart mı ? Dilekçe vermek istemiyorum. Ama kimin silahından çıktığını gördüm. Yalanım varsa ne olayım. Kurşun Ökkeş’ in büyük oğlu Abdullah ‘ ın silahından çıktı. Gözlerimle gördüm. Vallah billah. “

“ Tamam Rıza bey. Ama dediğim gibi ihbarınızın kabul edilmesi için yazılı beyanınızı da almaya mecburum. Buraya kadar gelir misiniz lütfen. Korkmanıza gerek yok. Kimse size zarar veremez. Siz gerekli işlemleri başlatın. Biz de ihbarınızı değerlendirelim. “

“ Yok gelmem. Ben söyleyeceğimi söyledim. “

Dedikten sonra, Ahmet astsubayın konuşmasına fırsat vermeden ahizeyi kapattı. Bir an ne olduğunu anlamaya çalışan Ahmet, telefonu bağlayan eri arayarak, arayan kişinin telefon numarasını tespit edip edemeyeceğini sordu. Er de bunun mümkün olmadığını söyleyince telefonu kapatarak yerine oturdu.

Görevi esnasında bir sürü olayla karşılaşmıştı. Hepsinde de ihbarları değerlendirmişlerdi. Çoğu da asılsız ihbarlardı. Bazılarında ise ihbarlar gerçek çıkıyordu. Ayırt etmek ise onlara düşüyordu. Çoğunda da intikam almak için ihbarlar alet olarak kullanılıyordu. Bu ihbarda ise tezat oluşturan sorular vardı. Ökkeş’ i sohbeti esnasında biraz tanıma olanağı olmuştu. O günkü sohbetinde, sadece kendisinin düğünde olduğunu söylemiş, çocuklarının tarlada çalıştıklarını anlatmıştı. Sohbet esnasında çocuklarını içeriye göndermesi ise gözünden kaçmamıştı. Neden bu şekilde davranmış olabilirdi ? Üstelik birinden çekinir gibi bir hali vardı Ökkeş’ in. Ökkeş’ in samimiyeti ve yakınlığı çok etkilemişti onu. Ahmet ‘ in altıncı hissi bugüne kadar hiç yanıltmamıştı.

“ Oyun bu! Kesinlikle oyun. Bu işi çözmen lazım Ahmet ! Ama hakkaniyetle yapman lazım bunu.”

Dedi kendi kendine.

Ağa , koltuğunda bütün heybetiyle oturmuş, elindeki Türk kahvesini büyük bir keyfle yudumladığı sırada içeriye adamlarından bir girdi.

“ Ağam , Hüso geldi. Sizinle görüşmek istiyor. Alayım mı içeriye ? “

“ Tamam gelsin. “

Dedikten sonra bıyıklarını eline alarak kıvırmaya başladı. Ezik büzük bir şekilde duran Hüsamettin, başını hafif sağa yattırmış şekilde içeriye girdi. Hemen ağanın elini öperek geriye çekildi ve konuşmaya başladı.

“ Ağam ! Dediğiniz şekilde geçen gece, Ökkeş’ in camını taşladım. Çok tedirgin oldular. Jandarmayı da aradım ve ihbarımı da yaptım. Ama ihbarda yazılı beyan istiyorlar. Ne yapayım. Dilekçe mi göndereyim sahte isim ve imza ile. Nasıl buyurursan öyle yaparım. “

“ Afferin ! Sen şimdilik başka bir şey yapma. Şimdi onlar pusuya yatmış, her şeyi gözlüyorlardır. Aradan az zaman geçsin. Başka türlü morallerini bozarsın. Ben sana haber veririm. Planlarımı sana söylerim sen de uygularsın. Bakalım el mi yaman, bey mi ? Kimselere de bir şey söyleme, anlatma ! Hatta yanında yattığın karına bile.

“ Tamam ağam. Emrin başım üstüne. Söyler miyim hiç ! Bana güvenebilirsiniz. Sağlığına duacıyım ağam. Hürmetler ! “
Dedikten sonra, tekrar ağanın elini öperek, saygıyla geri giderek kapıdan çıktı ve gitti.

“ Sümsük herif, istersen bir konuş. Konuşursan ya da bir hata yaparsan başına geleceğini de bilirsin.”
O sırada telefon ısrarla çalmaya başladı. Yerinden homurdanarak kalktı ve bıkkınlık ifadesiyle ahizeyi kaldırdı.

“ Alo ! Kimsiniz ! “

“ Alo! Ağam saygılar. Ben Kudret ağa ! Nasılsın ? Ağam kusura bakma rahatsız ediyorum ama. Hani daha önce konuştuğumuz bir mesele vardı ya ! O konuda bir gelişme var mı ? Ben de haber gönderdim ama “ Ağabeyleri evlenmedi daha. Onun için kızımı veremem “ cevabını göndermiş bana Ökkeş. Ben de kaçıracağımı ima edercesine haber saldım kendine. Sen de biraz üstelesen veya başka elinden gelen bir şey varsa yapıversen. Bunca yıllık hatırımız var sonuçta. Ha ne dersin. Bu ricamı kırmazsın herhalde. “

“ Emrin başım üstüne kurban. Ben de sıkıştırıyorum zaten. Ama adam inatçı. Üstelik, nankör. Yediği tabağa pisliyor kedi gibi. Ama merak etme kıracağım kanadını onun. Ayağıma gelecek, yalvaracak. Az kaldı sabret. Ama sen de bastır, ısrarcı ol. Bir şeyler yap. Kızın ağabeylerine yaklaş. Her aklımı sana mı vereyim ben. O da olmazsa bir hal çaresi buluruz. Daha olmadı kaçırırsın. Kaçırınca da mecbur vermek zorunda kalırlar kızı sana. Ne yapacaklar vermeyip. Turşusunu mu kuracaklar. Onlar da biliyorlar adetlerimizi. O kızı kim alır. “

“ Sağ olasın ağam! İçime su serptin benim. Doğru ya , baktık güzellikle olmuyor öyle yaparım. Sağlığına duacıyım ağam. Kal sağlıcakla. Bana bir emrin var mı ? “

“ Yok Kudret ağa. Sen dediklerimi yap.”

Telefonu kapattıktan sonra kendi kendine ,

“ Ulan! Her şey de beni buluyor ha. Adam kendine kuma alacak, derdi bana düşüyor. Bana ne derdim ama arada çıkar ilişkilerim var seninle. Ah gözünü sevdiğimin dünyası ah. Öyle olmayacaktı ki, ben sana neler yapardım. Ne zormuş ağa olmak. “


Kudret ağanın yüzünde gülücükler oluşmuştu telefon konuşmasından sonra. Yaşını unutmuştu Gülistan’ ı gördüğünden bu yana. Tekrar gençliğinin enerji dolu yıllarına dönüvermişti yüreği ve bedeni. Ne olduğunu, nasıl yaşadığını anlayamadan geçmişti gençlik yılları. Ailesi tarafından genç yaşta, onların ağa ocağına layık gördükleri bir kızla evcilik oyunu oynarcasına başlamıştı serüven. Kızlara sorulmadığı gibi, erkeklere de fikirleri sorulmuyordu evlenirken. Sadece , nikah esnasında görüyordu evleneceği kişiyi. Sevdalanarak evlenmeye çalışanlar ise, sonu belli olan bir maceraya kör gözlerle atlıyorlardı. Aralarında şansı yaver gidenler oluyordu ama bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar azdı sayıları. Onun içinde, bazen yanlış ilişkiler yaşanıyordu. Duyulduğunda veya görüldüğünde ise sonu yine aynı yani ölümle bitiyordu.

Şimdi arkasında bıraktığı yıllara baktığında ise hiçlik ve sevgisizlik içinde geçmiş bir yaşam gözüne çarpıyordu. Karısı için de aynıydı durum. Sadece kadınlık görevini yapıyor gibi hissettiriyordu ona. O da hiçbir zaman gözleri ışıldayarak bakmamıştı Kudret ‘ e. Kudret’ in her isteğini harfiyen yerine getirir ama kendisi isteyerek yapmazdı. Bunu kendisi de biliyor, Kudret’ te biliyordu. Onları bu hale getiren de aile büyükleriydi. Karşı gelenler ise hoş karşılanmaz, toplum ve aile baskısıyla sindirilirdi. Belli bir süre sonra da umursamaz olurlar ve istenildiği şekilde yaşamaya alışırlardı. Yıllar da rüzgar gibi geçip giderdi. Bu evcilik sonucunda ise boy boy çocuklar kalırdı.

Bu düşüncelerle boğuşurken, yardımcısı misafirinin olduğunu haber verdi. Misafir salonuna almıştı konuğu. Hiç de bu saatte misafir ağırlama adeti olmadığı için merakla o tarafa doğru hızla yürüdü ve karşısında onu gördü ve çok şaşırdı.



DEVAM EDECEK






« Önceki Yazı

Nermin KAÇAR

Mesaj Sayısı : 26
Kayıt tarihi : 20/07/09
Yaş : 49
Nerden : Bolu

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: ÖLÜMÜNE AŞK- 10

Mesaj  Admin Bir Cuma Ağus. 14, 2009 11:22 am

Sevgisiz evliliklerde sevgisiz robotlar oluşturuyor

Aşkı yaşayanların çocukları akıllı ve insan oluyor sözü hikayede güzel vurgulanmış kutlarım
avatar
Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 629
Kayıt tarihi : 10/05/09
Yaş : 52
Nerden : manisa

http://www.ugurozaltin.tr.cx

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz